Ulusal Egemenlik Önemi Nedir?

Ulusal Egemenlik Önemi Nedir?


Ulusal Egemenlik Önemi Nedir?

Ulusal Egemenlik, ülkemizde oldukça sancılı süreçlerin sonucunda gerçekleşmiş bir başarıdır. Bu yüzden üzerinde durma mecburiyeti hissettim.
Egemenlik açısından en önemli milat, Fransız Devrimi’dir. Zira 1789’dan sonra egemenliğin tek yetkin şekli olarak “ulusal egemenlik” belirmiştir. Bu dönemde gerçekleşen tek, ama köklü değişiklik egemenliğin monarktan alınıp ulusa verilmesidir.
Ulusal egemenliğin belirleyici özelliği, hukuksal bir birim olarak ulusun, devletin meşruluk kaynağını oluşturmasıdır. Nitekim 26 Ağustos 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin 3. maddesinde “Her egemenliğin özü esas olarak millettedir.
Hiçbir heyet, hiçbir fert, açıkça milletten kaynaklanmayan bir otoriteyi kullanamaz.” şeklinde ifade edilen bu ilke, 1791 Anayasasıyla anayasal norm haline getirilecektir. Söz konusu Anayasanın üçüncü maddesi egemenliğin özünü ulusta görmekte ve hiçbir kişi ya da kurulun açıkça ulustan gelmeyen bir otoriteyi kullanamayacağını hükme bağlamaktadır.
Fakat o günden bu güne ulus – devlet ve ulusal egemenlik kavramlarının (zayıflamalarına karşın) ne denli önemli olduğunu gösteren birçok gelişme yaşanmıştır. Egemenliğin öneminin kanıtlanması açısından en güncel örnek olarak Ortadoğu coğrafyasında son dönemde yaşanan bazı olaylar gösterilebilir.
Öncelikle ABD’nin Afganistan’la başlayan, Irak’la genişleyen ve başka coğrafyalara da yayılacağı anlaşılan işgal hareketleri, başka devletlerin egemenlik hakları dikkate alınmadığında yaşanacak gelişmelerin ne ölçüde hukuksuz ve gayrımeşru olabileceğini göstermiştir.
Bu konudaki en çarpıcı örneklerden birisini de ABD’nin Küba’dan kiraladığı topraklar üzerinde bulunan Guantanamo Askeri Üssünde yaşanan insanlık dramı oluşturur. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Af Örgütü raporları, Guantanamo’da bulunan tutukluların hukuksuz şekilde alıkonulduklarını ve işkenceye maruz kaldıklarını açıkça ortaya koymasına rağmen fiilen hiçbir ülkenin denetiminde olmadığı için Üssü yöneten ABD’li yetkililer, burada yaşanan hiçbir hukuk dışı olaydan sorumlu tutulamamakta ve yargılanamamaktadır.
Bu örnekte egemenlik ile hukuk arasındaki ilişki, en açık biçimde kendisini gösterir; “egemenliğin olmadığı bir toprak parçası” olarak kabul edilen Guantanamo’da hukuk da yoktur.
En başta bahsettiğim ülkemizdeki sanıcılı sürecin mutlu  sona ermesinde Ulu Önder Atatürk‘ün payını hiçkimse yadırgayamaz. Bu nedenle Atatürk ile Millî Egemenlik arasındaki ilgi güncel bir konudur.
Bilindiği gibi, geniş bir tanım ile Atatürkçülük, Türk milletinin tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve iklin rehberliğinde çağdaş uygarlık düzeyine çıkarılması, amacı ile esasları Atatürk tarafından belirtilen fikir ve ilkelerin bütünüdür.
Şöyle ki, Amasya Genelgesi’nin “Milletin azim ve kararı” ve Erzurum Kongresi’nin bir ürünü olan “Millî Kuvvetleri amil ve Millî İradeyi Egemen Kılmak” esası, Sivas Kongresi’nde millet temsilcilerinin oybirliği ile kuvvetlendirilmiş, Sivas Kongresi esnasında millî hareketin organı olarak “îradeî Milliye” gazetesi çıkarılmış, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen Mustafa Kemal, 10 Ocak 1920’den itibaren “Hakimiyet-i Milliye”i yayınlamaya başlamıştır.
20 Ocak 1921 tarihli Anayasa ise “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, idare usulü halkın kendi kendini idare etmesi esasına dayanır” şekli ile TBMM tarafından benimsenmiştir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, bu hususta oldukça önemli bir gündür. Ulusal egemenliğin kısıtlanması ya da insanların baskı altına alınması, o dönemlerde ki kadar apaçık göz önünde bulunmayabilir. Fakat bu durumun varlığı yalanlanamaz.
İşte böyle günlerde milli egemenliğe elimizden geldiğince vurgu yapıp Türk Devleti’nin dayandığı esasları, yani tam bağımsızlık ve kayıtsız şartsız milli egemenliği şahlandırmalıyız.
Kaynaklar: http://goo.gl/aycDwr  –  http://goo.gl/CA66KW
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
801 0,407