SEGA Oyunları Alex Kidd Oyunu

SEGA Oyunları Alex Kidd Oyunu


Henüz anasınıfı yaşlarındaydım. Babamın çalıştığı yerden iki adet yazlık ve kışlık olacak şekilde “çek” alma hakkı vardı. Cüzi bi miktar olsa da , iki çocuklu bir ailenin giyim ihtiyacını belli oranda karşılayabilecek bir çekti bu. Annem “çeki verdiler mi” diye sormuştu babama. Vardiyası yeni bitmiş ve yorgun argın eve gelmiş olan babam ise uzandığı yerden kısa bir “haftaya” kelimesi çıkardı ağzından. İşte ilk defa o zaman duymuştum “çek” kelimesini.

Adanalı olanlar bilir, Ender ve Yeni Koza adlı iki ayrı büyük giyim mağazı var çarşıda. Ben kendimi bildim bileli var. İşte babamın çalıştığı şirket bu mağazalar ile anlaşmalıydı.

O dönemde bir çocuk olarak en büyük mutluluklarımdan biriydi o mağazalara gitmek. Çocuk ve genelde en üstte olan oyuncak / teknolojik aletler reyonlarında dolaşmak benim için çok zevkliydi. fakat hiçbir zaman istediğimi alamamıştım. Annem beğenirdi, babam tamam derdi ve kıyafetler alınırdı.

Lüks sayılabilecek birşeydi bizim için. Sonuçta o dönemde söz konusu mağazalar kendi alanlarında en iyileriydi. Herşey pahalıydı. Çok fazla alternatifleri yoktu. Aynı şekilde çocuk reyonu da pahalıydı. O yüzden dediğim gibi istediklerimi pek alamıyordum.

Zaman geçti ve yine bir “çek” dönemi geldi. Ben o sırada ailemin yanında değil, tatil dolayısı ile köyde, babaannemlerin yanındaydım. “15 tatil” dediğimiz tatillerdendi bu. Annemde öğretmen olduğundan, tatilde yüklü bir alış veriş fırsatı bulmuş, babamla birlikte Yeni Koza’nın yolunu tutmuşlar.

Tatil bitip eve geldiğimde gördüğüm manzarayı hiç unutmam. Kuzenlerim -ki bunlar 15 – 21 yaş aralığındalar- tüplü beko televizyonumuzun başında, sehpanın üzerinde siyah bir kutu olarak gördüğüm aletten uzanan kabloyla, buna bağlı olan iki tuşlu bir kumandayı çekiştiriyorlardı. Birbirlerine “zıplamaya bas”, “vur ya vursana al işte öldün” gibi cümlelerle bağırıyor ve heyecanla televizyonu seyrediyorlardı.

Köyün bakkalından almış olduğum, aşağı yukarı çevirdiğinde hareket eden ve “TV Taso”ya benzeyen kutusu sakızlı, 50 binlik kartı beslenme çantama koyup, usulca onların yanına geçtim ve izlemeye koyuldum. Yanımda, ayakta onları izleyen ve arada elindeki beyaz kitapçığa bakan babam vardı. “Ordan gitmeyin bence, yüzüğü almanız lazım” diyordu. Hepsi televizyonun etrafına dizili olduğundan hiçbirşey göremiyordum ve çok merak etmiştim. Babamdan beni kucağına almasını istedim. Artık ne yaptıklarını görebilecektim.

Boynu seçilemeyen, bir oradan bir oraya hoplayarak hareket eden birini görüyordum. Aklıma hemen izlediğim çizgi filmler geldi fakat bu farklıydı. Onu kuzenlerim hareket ettiriyordu ve oldukça ilgimi çekti. Hemen babama bunun ne olduğunu sordum. Babam da bana “oyun işte oğlum, adı aleks, karısını kaçırmışlar onu arıyor” dedi. “Peki nerden çıktı bu” diyince gülümseyerek:”sana aldık” dedi. O an sevinçten babama sarıldığımı hatırlıyorum. Tabi daha sonra çekin tamamı ile birlikte bir miktar daha para vererek aldıklarını öğrenecektim.

Yıllarca elimden düşürmediğim, tüm ailenin neşe kaynağı ve uğraşısı olan bu oyunun adı “Alex Kidd” idi. SEGA’nın o dönemde üretmiş olduğu bir oyun. Gerçekten de o dönemde yapılan en iyi oyun denilebilir. Nitekim hem zor hem de oldukça gizemliydi. Oyunun save özelliği olmadığından yanlışlıkla kablo çekildiğinde ya da elektrikler kesildiğinde en baştan başlamanız gerekiyordu.

Güzel olan bir diğer tarafı da tüm aile bireylerinin oyunun bitmesinde katkıları olmasıydı. Mesela annem, oyunda motorun nasıl sürülmesi gerektiğini bulmuş, halamın kızı İnci ablam sudaki beyaz ve keskin diktlerden nasıl geçileceğini öğrenmiş yine halamın oğlu Gökhan abim de ahtapotun kolunu “yumzuk”layarak geçiş yapabileceğimiz bir kısayol keşfetmişti.

Diğer bütün oyuncaklarımın aksine, uzun yıllar boyunca yanımdan ayırmadığım bu tek oyunlu siyah kutu, benim en sevdiğim oyuncak olmuştur. O siyah kutu, hala evdeki eşyalarım arasında durur. Eğitim ve iş hayatım gereği lise çağından itibaren evden uzak olduğum için onu uzun süredir görmüyorum. Bir ara bilgisayar ortamına indirilebilen bir setupını bulup tekrar tekrar oynadım. Hala arşivde durur.

Bu anımı anlatmamın sebebi en sevdiğim oyuncağın “SEGA” olduğunu belirtmek ve benim gibi bir çocukluk geçirenler varsa onlarla duygularımı paylaşabilmekti. Yorumlarınızı beklerim. Esen kalın.

@akcalic

Burak AKÇALI


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

831 0,321