Lost Highway Filmi ve Black Mirror Dizisi İnceleme

Lost Highway Filmi ve Black Mirror Dizisi İnceleme


Birçok olguyu kısa cümlelerle anlatabilirsiniz. Fakat metinde bazı duyguları tam vermek istediğinizde, ne kadar kısa tutmaya çalışsanızda kısaltamazsınız. Kelimelerin doğru yerlere yerleştirilmesi ile verilmek istenen mesaj alıcıya ulaşıyorsa, sizden mutlusu olmasın. İstediği kadar uzun olsun yazı dert etmeyin. Dünden kalma bu önsözden sonra şimdi asıl konumuza dönelim: Şüphe…

Bir süredir yazmayı düşündüğüm bir konuydu. Hangisini yazayım diye düşünürken, ikisini bağdaştırabileceğim özellikleri aklıma geldi ve David Lynch’in Lost Highway (Kayıp Otoban) filmi ile Black Mirror (Kara Ayna) mini dizisi 1. sezon 3. bölümü üzerinden bunu aktarmak istedim. Yazıda vurgulamak istediğim şüphe- güvensizlik duygularıdır
.

Öncelikle filmden ve yönetmeninden kısaca bahsedeyim. David Lynch’in yönetmenliğinde çekilen 1997 yapımı bu film, başrollerinde Bill Pullman, Patricia Arquette, Balthazar Getty, Robert Loggia oyuncularının yer aldığı, sürreal imgelerin bolca kullanıldığı dram, gizem ve bir gerilim filmidir.Filmde saksafon sanatçısı olan bir adamın, karısının kendisini aldattığı hissiyle adeta bir hayal dünyasında yaşaması, erkeklik duyguları ile kendi içindeki savaşı ve tamamen kendisini yiyip bitiren şüphe duygusu işlenmektedir.

İzlemek isteyenler olabileceğinden film üzerindeki dağlar kadar eleştirel bilgiyi ve uzun uzadıya yapılan tartışmaları anlatmayacağım. Zira film üzerine hem bir kitap yazılmış, hem de bir opera sergilenmiştir.(Kitap- Gülünç Yücenin Sanatı: David Lynch’in Kayıp Otoban’ı Üzerine”/Slavoj Zizek).

Gelelim dizimize. 2011 yapımı bu mini dizi 3 bölümden oluşuyor. İngiliz yapımı olan bu dizinin her üç bölümü farklı bir hikayeyi, farklı oyuncularla ve farklı yönetmenlerle anlatıyor. Hikayelerin ortak noktası seçimler ve özgürlükler gibi görünüyor. Fakat ben “The Entire History of You” adlı bölümünü ele alıyorum.

Bölümde iş arıyan zeki ve girişken bir adamın eşinin eski bir arkadaşı ile olan münasebetini didiklemesiyle, hayatının başına yıkılışını izliyoruz. Yalnız burada dizi ile ilgili belirtmem gereken bir husus var. Söz konusu mini dizi, tamamen bir başyapıt sayılabilecek düzeyde gelecek zamanı kurgulayan, insanın tabularını yıkan bir ehemmiyetle yapılmış. İzlemediyseniz mutlaka izlemelisiniz.

Hem filmde hem de bu söz konusu bölümde kendimce çıkardığım ortak nokta, her erkeğin yapıtaşında bulunabilecek şüphe duygusu(buna her eşini seven desem daha iyi olur aslında). İki adamında maddi yönden sıkıntısı yok. Tamamen iyi koşullarda modern bir şekilde yaşıyorlar.Yapım yıllarının ve konuyu işleyiş araçlarının tabiki farklılıkları var ama ben bunların arasındaki ortak olan şüphe duygusunu alıyorum sadece.

Dick Lorent is dead” diye başlayan filmin yine aynı sözcüklerle bitişine kadar, içinde barındırdığı o şüphe duygusunu şeytana yenilerek dışarıya taşıyan saksafoncu ile, yine aynı şüpheyi teknolojinin hediyesi sayesinde harekete geçiren avukatımız, aynı şeyi yapıyor: intikam. Fakat sonuçları verilen tepkiye göre değişiyor, bu ölüm ya da ayrılıkla sonuçlanabilir. Buradaki önemli nokta erkeğin aldatıldığını düşündüğünde/öğrendiğinde neler yapabileceğidir.

Şüphe, güvensizliğin doğurduğu bir duygudur. Güvensizlik ise sevgisizlik ve ilgisizlikten kaynaklanır. Güvenin tam olarak sağlanmadığı bir birlikteliğe başlamak her daim eşler arasında sorun yaratacaktır. O yüzden öncelikle güven sorununu tamamen ortadan kaldırmak, hem erkek hem kadın açısından çok yararlı olacaktır.

Filmi ya da diziyi izleyenlerin bu konudaki yorumlarını beklerim. İzlemeyenlere de tavsiye ederim. Zira her ikisi de birer başyapıt niteliğindedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
861 0,511